Yapay diller son zamanlarda ilgimi çeken bir konu. Eskiden pratik
olmadıklarını düşünürdüm, ama bir iki şey fikrimi değiştirmeye
başladı.
Birincisi palm pilot'un başarısı. Biliyorsunuz kalemle ekrana yazma
kavramını getiren ilk alet Apple Newton oldu (benim bildiğim). Fakat
başarılı olamadı, en büyük sebeplerinden biri de el yazısı tanıma
fonksiyonunun çok iyi çalışmamasıydı. Palm'in muciti Jeff Hawkins'in
getirdiği yenilik, insan yazısına benzeyen fakat makinenin anlamasını
kolaylaştırmak için standardize edilmiş bir yazı stili oldu. İnsanlar
bu yazıyı yazmayı yarım saatte öğrenebiliyor. Normal el yazısını ise
yıllar süren araştırmadan sonra makineler hala tam çözemiyor. Doğal
dilde aynı fikri uygulayıp makinelerin gerzekliğini insanların
esnekliğiyle çözebiliriz belki. (Bu arada Jeff Hawkins palm'dan
kazandığı parayla hep rüyasında yatan bir beyin araştırma enstitüsü
kurdu, bir de teorilerini anlattığı çok güzel bir kitap yazdı, tavsiye
ederim: On Intelligence)
İkincisi de yapay diller (conlang) üzerinde yeni yeni keşfetmeye başladığım çalışmalar. Bu konuda her zamanki gibi wikipedia iyi bir başlangıç: (Constructed language) Esperanto'yu hepimiz duymuşuzdur. Beni şaşırtan 19. yüzyıl sonundan beri buna benzer yüzlerce proje başlatıldığı (Star Trek'in Klingon dili, Tolkien'in Middle-earth dilleri bile gramerleri, fonetik kuralları ile bir hayli gelişmiş diller). İlginç bulduğum bir örnek, aerospace industry'nin öncülük ettiği Simplified English AECME standardı (Controlled natural language, Simplified English). Diğeri ise Loglan: logic üzerine kurulmuş ve doğal dillerdeki ambiguity'yi kaldırmaya yönelik bir dil (Loglan, Lojban). Loglan'ın orijinal amacı doğal dillerin sahip oldukları bir takım engelleri ortadan kaldırarak bunların düşünce üzerindeki sınırlamalarını da kaldırmayı denemek (Sapir-Whorf hypothesis). Bu da başlı başına ilginç bir soru ama sonuçta ortaya çıkan dilde ambiguity bırakmamış olmaları bilgisayarlarla iletişim için büyük bir nimet.
Full post...
Related link
October 25, 2006
Kalıcılık
Tarih konusunda kör cahil olduğum söylenebilir (MEB müfredatını
suçluyorum). Fakat son iki bin yılda pek çok devlet ve imparatorluk
kurup batırmış olmamız sanki bu işi çok da iyi beceremiyormuşuz
izlenimi veriyor bana. Kuruluşların sürekliliği ve kalite oto-kontrol
mekanizmalarının önemi konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Ne
bileyim Oxford üniversitesi gibi 500 yıla yaklaşan yaşına rağmen hala
varlığını ve kalitesini sürdürebilen kuruluşlara gıpta ile bakarım.
İstanbul'da binaları dışında bu kadar süre yaşatabildiğimiz herhangi
bir kuruluş var mı? 500 yılı geçelim, 50 yıl kalitesini koruyan bir
kuruluş? Ankara Fen Lisesi, İTÜ ve ODTÜ gibi iyi başlangıçların yakın
geçmişleri ortada. İTÜ'de gurur duyduğumuz yeni mikrobiyoloji
bölümünün raf ömrü kaç yıldır sizce? Varlığı istisnai insanlara bağlı
kuruluşların ömürleri de o istisnai insanın profesyonel ömrü ile
sınırlı kalıyor.
Full post... Related link
suçluyorum). Fakat son iki bin yılda pek çok devlet ve imparatorluk
kurup batırmış olmamız sanki bu işi çok da iyi beceremiyormuşuz
izlenimi veriyor bana. Kuruluşların sürekliliği ve kalite oto-kontrol
mekanizmalarının önemi konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Ne
bileyim Oxford üniversitesi gibi 500 yıla yaklaşan yaşına rağmen hala
varlığını ve kalitesini sürdürebilen kuruluşlara gıpta ile bakarım.
İstanbul'da binaları dışında bu kadar süre yaşatabildiğimiz herhangi
bir kuruluş var mı? 500 yılı geçelim, 50 yıl kalitesini koruyan bir
kuruluş? Ankara Fen Lisesi, İTÜ ve ODTÜ gibi iyi başlangıçların yakın
geçmişleri ortada. İTÜ'de gurur duyduğumuz yeni mikrobiyoloji
bölümünün raf ömrü kaç yıldır sizce? Varlığı istisnai insanlara bağlı
kuruluşların ömürleri de o istisnai insanın profesyonel ömrü ile
sınırlı kalıyor.
Full post... Related link
October 20, 2006
www.storytron.com
Bir romanı okumaktansa içine girip karakterlerden biri olmak
istediğiniz oldu mu? Eski bilgisayar oyunu tasarımcısı Chris Crawford,
bu hayali gerçekleştirmek için gerekli teknolojiyi üretmekle
meşgul. Tasarladığı sistemde yazarlar hikayeyi yazmak yerine hikayede
yer alacak karakterlerin özelliklerini, sahneleri, ilişkileri
tanımlıyorlar. Okuyucu ise hazır bir olaylar dizisi okumak yerine bir
simülatör içinde hikaye dünyasındaki karakterlerden biri olarak
diğerleriyle etkileşip olayların gelişiminde direkt rol oynuyor. Benim
ilgimi çeken (yapay zeka açısından), ilginç hikayeler ortaya çıkması
için bu karakterlerin ne kadar ayrıntılı tanımlanması gerek?
Geliştirdikleri sistemde karakterlerin duygusal özellikleri, değişik
olaylara verecekleri potansiyel tepkiler, kendileri ve diğer
karakterlerle ilgili görüşleri, neleri bilip bilmedikleri, nelere
inanıp inanmadıkları, kime ne söyleyip ne sakladıkları kontrol
edilebiliyor. Bu ayrıntıda karakterlerin rastgele etkileşimlerinden
sizce sevdiğiniz hikayelerin olayları ortaya çıkabilir mi?
Full post... Related link
istediğiniz oldu mu? Eski bilgisayar oyunu tasarımcısı Chris Crawford,
bu hayali gerçekleştirmek için gerekli teknolojiyi üretmekle
meşgul. Tasarladığı sistemde yazarlar hikayeyi yazmak yerine hikayede
yer alacak karakterlerin özelliklerini, sahneleri, ilişkileri
tanımlıyorlar. Okuyucu ise hazır bir olaylar dizisi okumak yerine bir
simülatör içinde hikaye dünyasındaki karakterlerden biri olarak
diğerleriyle etkileşip olayların gelişiminde direkt rol oynuyor. Benim
ilgimi çeken (yapay zeka açısından), ilginç hikayeler ortaya çıkması
için bu karakterlerin ne kadar ayrıntılı tanımlanması gerek?
Geliştirdikleri sistemde karakterlerin duygusal özellikleri, değişik
olaylara verecekleri potansiyel tepkiler, kendileri ve diğer
karakterlerle ilgili görüşleri, neleri bilip bilmedikleri, nelere
inanıp inanmadıkları, kime ne söyleyip ne sakladıkları kontrol
edilebiliyor. Bu ayrıntıda karakterlerin rastgele etkileşimlerinden
sizce sevdiğiniz hikayelerin olayları ortaya çıkabilir mi?
Full post... Related link
İnsanlar, hayvanlar, ve hayatın değeri
TED konuşmalarından Dennett'i izlerseniz insanların doğaya etkisi
üzerine şöyle bir gözlemi vardı: bundan on bin yıl önce tarım çağının
başında insanlar ve onların evcileştirdiği hayvanlar dünyadaki toplam
canlı kütlesinin çok az bir kısmını oluştururken, bugün bu oran
90%'lara ulaşmış.
İnsanların kendilerini başka yaratıklardan üstün görmeleri ve bunu
onlara eziyet ederken vicdanlarının doğal sesini susturmak için
kullanmaları üzücü bir durum. Belki daha da üzücü olan bu numaranın
sadece hayvanlara karşı değil, örneğin bir savaş sırasında düşman için
de kullanılıyor olması (Amerika'nin ikinci dünya savaşında japonları,
şu anda da middle eastern kökenlileri de-humanize etmesi örnek
gösterilebilir.) Bu konuda gördüğüm en çarpıcı örnek Afrika ile
ilgili: kilise 1700-1800'lerde köle ticaretini meşru kılmak için
kıtaya 1600'lerde giden kaşiflerin bulgularını sansürlüyor. Daha sonra
ortaya çıkan bu dokümanlarda 1600'lerde belki de Osmanlı'dan pek de
geri olmayan polisiyle, ordusuyla, mahkemesiyle, büyük şehirleriyle
geniş uygarlıklar anlatılıyor. Batı dünyası ise 200 yıl boyunca
zencilerin sub-human olduğu, ormanlarda yaşayıp birbirlerini yedikleri
vs. hikayeleriyle uyutulup gönül rahatlığıyla Afrika'da avladıkları
insanları Amerika'da pazarlıyorlar. (Referans vermek istiyorum ama
nerede okuduğumu unuttum.)
Canlıların hayatlarını ellerinden alma hakkı konusunda çok tutarlı
olduğumuzu düşünmüyorum. Pek çoğumuz çiftlik hayvanları için bu hakkı
çok doğal görüyor. Vahşi hayvanları avlamaya biraz daha karşıyız
gibi. İnsan hayatı için ise sözde katı kurallarımız var ve kimse
kimsenin hayatını alma hakkına sahip değil. Gelgelelim uygulamaya
baktığımızda ilginç gözlemler yapmak mümkün. İnsan hakları genelde o
ülkenin vatandaşlarının hakları olarak yorumlanıyor. Yine Amerika'dan
örnek verirsek (bugün de Amerika'lılara taktım her nedense), sizce
ordu Irak'ta risk hesabı yaparken bir askerinin hayatını kaç
Irak'lının hayatına denk tutuyor? Amerikan halkına sorsak bu sayı kaç
çıkar? Bush'a sorsak kaç çıkar :)? Bazı bakımlardan Türk'lerin
kültürel olarak humanist olduğunu düşünüyorum, ama biz aynı durumda
olsak bu sayı nedir? Bir Türk dünyaya bedel mi?
Geçenlerde Memduh'la bilim ilerledikçe insanların özel pozisyonlarının
tehdit altında olmasından konuşuyorduk. Son yüzyılda maymunlarla
akrabalığımız ortaya çıktı, önümüzdeki yüzyılda ise AI'cılar maddeden
ibaret olduğumuzu makinelerden de çok farklı olmadığımızı itiraz
edilemez bir şekilde gosterebilir. Henüz bu düşünceler genel halkı
etkileyecek kadar yaygınlaşmış değil. Fakat yaygınlaştığında
insanların önünde iki seçenek olacak: eğer insanlar özel değilse ya
sociopath olmak gayet normal olacak ve insanlar birbirlerine şu anda
bazılarımızın güvercinlere duydukları duyguları besleyebilecekler :)
Ya da madem birbirimizden farkımız yok insanlar için duyduğumuz doğal
sevgi ve saygıyı tüm yaratıklara (ve taşlara, gezegenlere vs)
yansıtmak zorunda kalacağız. Bu ikinci seçenek şu an aşırı
çevrecilerin gösterdikleri felç edici tutumla karıştırılmamalı:
evrenin içerdiklerine saygı duymak illa koyunları kesip yemeyelim ya
da yol yapmak için ormanı kesmeyelim anlamına gelmiyor. Peki ne anlama
geliyor diye sorarsanız, hmmm...
Full post... Related link
üzerine şöyle bir gözlemi vardı: bundan on bin yıl önce tarım çağının
başında insanlar ve onların evcileştirdiği hayvanlar dünyadaki toplam
canlı kütlesinin çok az bir kısmını oluştururken, bugün bu oran
90%'lara ulaşmış.
İnsanların kendilerini başka yaratıklardan üstün görmeleri ve bunu
onlara eziyet ederken vicdanlarının doğal sesini susturmak için
kullanmaları üzücü bir durum. Belki daha da üzücü olan bu numaranın
sadece hayvanlara karşı değil, örneğin bir savaş sırasında düşman için
de kullanılıyor olması (Amerika'nin ikinci dünya savaşında japonları,
şu anda da middle eastern kökenlileri de-humanize etmesi örnek
gösterilebilir.) Bu konuda gördüğüm en çarpıcı örnek Afrika ile
ilgili: kilise 1700-1800'lerde köle ticaretini meşru kılmak için
kıtaya 1600'lerde giden kaşiflerin bulgularını sansürlüyor. Daha sonra
ortaya çıkan bu dokümanlarda 1600'lerde belki de Osmanlı'dan pek de
geri olmayan polisiyle, ordusuyla, mahkemesiyle, büyük şehirleriyle
geniş uygarlıklar anlatılıyor. Batı dünyası ise 200 yıl boyunca
zencilerin sub-human olduğu, ormanlarda yaşayıp birbirlerini yedikleri
vs. hikayeleriyle uyutulup gönül rahatlığıyla Afrika'da avladıkları
insanları Amerika'da pazarlıyorlar. (Referans vermek istiyorum ama
nerede okuduğumu unuttum.)
Canlıların hayatlarını ellerinden alma hakkı konusunda çok tutarlı
olduğumuzu düşünmüyorum. Pek çoğumuz çiftlik hayvanları için bu hakkı
çok doğal görüyor. Vahşi hayvanları avlamaya biraz daha karşıyız
gibi. İnsan hayatı için ise sözde katı kurallarımız var ve kimse
kimsenin hayatını alma hakkına sahip değil. Gelgelelim uygulamaya
baktığımızda ilginç gözlemler yapmak mümkün. İnsan hakları genelde o
ülkenin vatandaşlarının hakları olarak yorumlanıyor. Yine Amerika'dan
örnek verirsek (bugün de Amerika'lılara taktım her nedense), sizce
ordu Irak'ta risk hesabı yaparken bir askerinin hayatını kaç
Irak'lının hayatına denk tutuyor? Amerikan halkına sorsak bu sayı kaç
çıkar? Bush'a sorsak kaç çıkar :)? Bazı bakımlardan Türk'lerin
kültürel olarak humanist olduğunu düşünüyorum, ama biz aynı durumda
olsak bu sayı nedir? Bir Türk dünyaya bedel mi?
Geçenlerde Memduh'la bilim ilerledikçe insanların özel pozisyonlarının
tehdit altında olmasından konuşuyorduk. Son yüzyılda maymunlarla
akrabalığımız ortaya çıktı, önümüzdeki yüzyılda ise AI'cılar maddeden
ibaret olduğumuzu makinelerden de çok farklı olmadığımızı itiraz
edilemez bir şekilde gosterebilir. Henüz bu düşünceler genel halkı
etkileyecek kadar yaygınlaşmış değil. Fakat yaygınlaştığında
insanların önünde iki seçenek olacak: eğer insanlar özel değilse ya
sociopath olmak gayet normal olacak ve insanlar birbirlerine şu anda
bazılarımızın güvercinlere duydukları duyguları besleyebilecekler :)
Ya da madem birbirimizden farkımız yok insanlar için duyduğumuz doğal
sevgi ve saygıyı tüm yaratıklara (ve taşlara, gezegenlere vs)
yansıtmak zorunda kalacağız. Bu ikinci seçenek şu an aşırı
çevrecilerin gösterdikleri felç edici tutumla karıştırılmamalı:
evrenin içerdiklerine saygı duymak illa koyunları kesip yemeyelim ya
da yol yapmak için ormanı kesmeyelim anlamına gelmiyor. Peki ne anlama
geliyor diye sorarsanız, hmmm...
Full post... Related link
Subscribe to:
Posts (Atom)